Ortadoğu’da bazı gelişmeleri yalnızca bugünün fotoğrafına bakarak anlamak mümkün değildir. Suriye’de Türkiye’nin artan etkisi de böyledir. Bugün sorulması gereken soru şudur:
Soykırımcı İsrail, Suriye’de Türkiye’nin güçlenmesinden neden endişe duyuyor? Türkiye’nin varlığı neden İran’ın yıllarca süren etkisinden farklı değerlendiriliyor?
İran, Suriye’de yıllarca rejimin en önemli destekçilerinden biri oldu. Devrim Muhafızları, İran destekli milisler ve Hizbullah üzerinden geniş bir nüfuz alanı oluşturdu. İsrail, İran’ı ciddi bir tehdit olarak gördü ve Suriye’deki İran bağlantılı hedeflere defalarca saldırdı.
Ancak Ortadoğu siyasetinde ilginç bir gerçek vardır: Bir aktörün düşmanınız olması, onun varlığından doğan her sonucun sizin aleyhinize olması anlamına gelmez.
İran tehdidi, İsrail’in bölgede kendisini “İran’a karşı güvenlik aktörü” olarak konumlandırmasına da imkân sağladı. Arap ülkeleriyle gelişen bazı ilişkilerde İran faktörünün önemli bir rol oynadığı görüldü.
Buradaki mesele, “İran İsrail’in dostuydu” demek değildir. Mesele, İran’ın bölgesel varlığının İsrail’in stratejisine zaman zaman nasıl bir
alan açtığıdır.
Türkiye'nin Farkı
Türkiye ise Suriye’de farklı bir denklem ortaya koyuyor.
Türkiye açısından mesele yalnızca nüfuz kazanmak değil; sınır güvenliği, terör tehdidinin ortadan kaldırılması ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasıdır.
Türkiye’nin savunduğu model; milislerin değil devletin, parçalanmışlığın değil bütünlüğün, kaosun değil güvenliğin güçlenmesidir.
İşte bu nedenle Türkiye’nin Suriye’de güçlü bir aktör haline gelmesi, bölgedeki hesapları değiştirebilir.
Çünkü Türkiye yalnızca bir vekil güç üzerinden hareket eden bir aktör değil; ordusu, diplomasisi ve devlet kapasitesiyle doğrudan sahada bulunan bölgesel bir güçtür.
Tarihin Hatırlattığı Gerçek
Selahaddin Eyyubi dönemindeki siyasi parçalanmışlık ile bugünkü Suriye’yi birebir aynı görmek doğru değildir. Ancak tarihin değişmeyen bir dersi vardır:
Bölünmüşlük, dış müdahaleyi kolaylaştırır.
Güçlü devletlerin olmadığı coğrafyalarda milisler ve dış aktörler güç kazanır. Suriye’nin son yıllarda yaşadığı trajedi bunun en açık örneklerinden biridir.
Bugün asıl mesele, Suriye’nin yeniden güçlü bir devlet olarak ayağa kalkıp kalkamayacağıdır.
Asıl Endişe Ne?
Soykırımcı İsrail açısından Türkiye’nin Suriye’de güçlenmesi yeni bir stratejik hesap anlamına geliyor.
Türkiye, Suriye’nin parçalanmasını ve sınırında kalıcı terör yapılanmalarının oluşmasını istemiyor. İsrail ise öncelikle kendi güvenliğini, sınırlarını ve Suriye’den gelebilecek askerî tehditleri hesaplıyor.
Dolayısıyla iki ülkenin bazı güvenlik kaygıları ortak olsa da Suriye’nin geleceğine ilişkin bütün hedefleri aynı değil.
Belki de Katil Netanyahu’nun asıl endişesi yalnızca Türkiye’nin Suriye’de bulunması değil, Türkiye’nin etkili olduğu bir Suriye’nin nasıl şekilleneceğidir.
Çünkü güçlü ve merkezi bir Suriye, yıllardır bölgede kurulan soykırımcı İsrail'i dizginleyebilir kurulan dengeleri değiştirebilir.
Son Söz
Ortadoğu’da oyun hiçbir zaman sabit değildir.
İran, bölgesel güç mücadelesinin önemli aktörlerinden biri oldu. Türkiye ise bugün farklı bir iddia ile sahada:
Kaosu yönetmek değil, kaosun sona ermesini sağlamak.
Parçalanmayı kalıcılaştırmak değil, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak.
Milisleri değil, devlet kapasitesini güçlendirmek.
Bu nedenle Suriye’deki asıl mücadele sadece Türkiye, İran veya İsrail arasındaki rekabet değildir.
Asıl mücadele, Suriye’nin geleceğinin nasıl şekilleneceği mücadelesidir.
Ve belki de Türkiye’nin bölgedeki yükselen etkisini anlamanın anahtarı tam olarak burada yatıyor:
İran mevcut oyunun önemli bir parçasıydı. Türkiye ise oyunun kurallarını değiştirebilecek bir aktör haline geliyor.


YORUMLAR