Reklam
Reklam
Hamit DERMAN

Hamit DERMAN

hamitderman@hotmail.com

Affetmek Manevi Yüklerden Kurtulmaktır

30 Nisan 2026 - 23:26

“Af” kelimesi, Arapça “Afuv” kökünden gelir. Bir suçu, kusuru ya da hatayı bağışlamak anlamına gelir. Daha geniş bir ifadeyle; insanın, karşısındakinin eksikliklerini görüp buna rağmen kalbinde kin tutmaması, bağışlayabilmesidir.
 
Toplumlar, aileden başlayarak bireye nasıl davranması gerektiğini öğretir. Aile içinde, okulda ve sosyal hayatta belirli kurallar vardır. Bu kurallara aykırı davranışlar ise suç ya da kabahat olarak değerlendirilir. Ancak her kuralın yanında bir de merhamet kapısı vardır. Bir baba, çocuğunun hatasını affedebilir. Bir öğretmen, öğrencisinin yanlışını görmezden gelip ona yeni bir şans tanıyabilir. Çünkü affetmek, sadece karşı tarafı değil, insanın kendi ruhunu da özgürleştiren bir erdemdir.
 
Aslında affetmek; içimizde biriken kırgınlıkları, öfkeyi ve suçlama duygusunu bırakabilmektir. İnsan, affetmediği her şeyi içinde taşır. Bu da zamanla ruhu ağırlaştırır, kalbi yorar.
 
Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de affedicilik, güzel ahlakın temel taşlarından biri olarak vurgulanır.
Nitekim Nur Suresi 22. ayette şöyle buyrulur:
 
“...Affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”
 
Bir başka ayette ise affetmenin ne kadar yüce bir davranış olduğu şu şekilde ifade edilir:
 
“Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme değer işlerdendir.” (Şura Suresi, 43)
 
Bu ayetler bize şunu hatırlatır: Affetmek, zayıflık değil; aksine güçlü bir iradenin, yüksek bir ahlakın göstergesidir. Ve affetmenin asıl amacı, her işte olduğu gibi Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşamaktır.
 
Affetmenin insan üzerindeki etkisini anlatan anlamlı bir hikâye vardır:
 
Bir lise öğretmeni, öğrencilerine bir gün şöyle der:
 
“Size bir hayat tecrübesi yaşatmak istiyorum.”
 
Öğrenciler kabul eder. Öğretmen devam eder:
 
“Yarın herkes bir plastik torba ve beş kilo patates getirsin.”
Ertesi gün herkes hazırlıklıdır. Öğretmen şu talimatı verir:
 
“Bugüne kadar affetmediğiniz her kişi için bir patates alın. Üzerine o kişinin adını yazın ve torbaya koyun.”
 
Bazı torbalar hafifken, bazıları neredeyse taşınamayacak kadar ağırdır.
 
Öğretmen sonrasında şu görevi verir:
 
“Bir hafta boyunca bu torbaları nereye giderseniz götüreceksiniz.”
 
Günler geçer… Patatesler çürümeye, torbalar ağırlaşmaya başlar. Öğrenciler şikâyet eder:
“Hocam, çok ağır…”
 
“Hocam, kokuyor…”
 
“İnsanlar bize tuhaf bakıyor…”
 
Öğretmen gülümseyerek dersini verir:
 
“Affetmediğiniz her şeyi işte böyle yanınızda taşırsınız. Affetmeyerek aslında kendinizi cezalandırıyorsunuz. Affetmek, karşınızdakine yaptığınız bir iyilik değil; en çok kendinize yaptığınız bir iyiliktir.”
 
İşte hayatın en sade ama en derin gerçeklerinden biri budur. Affetmek; geçmişin yüklerinden kurtulmak, kalbi hafifletmek ve insanın kendine verdiği en büyük hediyedir.
Unutmamak gerekir ki; affeden insan kaybetmez, aksine iç huzurunu kazanır. Çünkü bazen en büyük özgürlük, “haklı olduğun halde bırakabilmektir.”

Bu yazı 366 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum